Üniversitelerimiz Neden Başarılı Olamıyor?

ÜNİVERSİTELERİMİZ NEDEN BAŞARILI OLAMIYOR?

Ülkemizde bilim adam olmak çok zordur. Akademisyen olmak ise çok kolaydır.. ülkemizde nadiren akademisyenlerden de bilim adamı olur. Üniversitelerde eğitim öğretim için görev yapanların çoğunluğu akademisyendir. Bütün akademisyenler bilim adamının yapmış olduğu çalışmaları ve elde etmiş olduğu sonuçları kaynak gösterirler. O nedenle denir ki bilim adamı yaptığı çalışmalarla kaynak olur, akademisyenler de onu kaynak gösterir.

Ülkemizde özel ve devlet üniversiteleri olmak üzere toplam 206 üniversite bulunmaktadır. Yani 2002 yılında 90 küsur civarında olan üniversite sayımız İki katına çıkarılmış oldu. Ne kadar güzel değil mi? Böyle bir başarıyı böyle bir tabloyu alkışlamak gerekir..

Ama açılan üniversitelerde eğitim öğretim nasıl ? Öğretim elemanları sayısı yeterli mi ? Öğretim elemanlarından liyakatları ve kalitesi nedir ?üniversitelerimizin dünya literatürüne katkıları nedir?bunu sorguladığımız zaman hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Türkiye’de 1990 ve 2002 yılından önce
doçent kadrosunda akademisyen olmak için
üç aşamalı imtihandan geçmek gerekiyordu.
Profesör akademisyen olmak için de belirli kriterler mevcuttu.Doçentlik imtihanı için yabancı dil,teorik bilimsel imtihan ve pratik uygulamalar gerekliydi.. Şimdi bu imtihanların hiç birine gerek yok sadece yazılmış olan bilimsel makaleler ile Doçent olunabiliyor

Türkiye’de profesör olmak için:
1973 – 2 yabancı dil şart.
1981 – Tek yabancı dil şart.
1983 – Dil sınavından 100 üzerinden 70 almak şart.
2000 – Dil sınavı barajı 65.
2018 – Dil sınavı barajı 55.

Türkiye’deki 196 rektörün 69 ‘unun tek bir uluslararası yayını dahil yok. Yaptıkları yayın hiç atıf almayan,kaynak gösterilmeyen Rektör sayısı ise 71.

Akademik kadrolar için çok önemli olan araştırma, klinik, deneysel çalışma ve bunların sonuçlarını gösteren tez veya makale yazılması çok önemlidir.Yapılan çalışmaları gösteren tez ve makale özgün olmalı ve yenilik sunmalıdır. Artık akademisyenler bu lüzumlu çalışmaları yapmak yerine para bastırarak yapılmış gibi gösterilen Zahir’i çalışmaları tez ve makale olarak tez sektörüne yazdırmaktadır. Bütün mesele kurulmuş olan üniversitelerdeki eğitim ve öğretim eleman sayısını artırmak, birilerine kadro ihdas ederek onları akademisyen yapmaktır.

Akademinin içinin boşaldığına dair en çarpıcı rakamlardan biri hızla büyüyen “tez ve makale yazma sektörü”! Sadece İstanbul’da kayıtlı tez yazma şirketi sayısı 100’e yaklaştı. Naylon tez ve makale sektörünün 2020 cirosu 200 milyon TL! civarında olduğu iddia ediliyor.

Sn. Cumhurbaşkanımız soruyor;
“Dünyadaki ilk 500 üniversite arasında neden Türk üniversitesi yok? Bu son derece düşündürücüdür.” diyor. Evet çok haklı biz de onu söylüyoruz. Eskiden bildiğim kadarıyla Orta Doğu ve Boğaziçi üniversiteleri bu 500 sayısının içindeydi. Artık onlar da olmadığına göre demekki ciddi bir sorun var. Bu durumun sebebini gayet açık bir şekilde yukarıda izah ettik. Öyle uyduruk tezler ve uyduruk makalelerle dünya literatürüne girmek ve atıf almak kolay değildir. Üniversiteler, bilimsel çalışmalar ve yayınladıkları makalelerin değeri konuyla ilgili okuyucuların yaptıkları atıf sayısıyla değerlendirilir.

Diğer taraftan Türkiye’nin gözbebeği olan bazı kurumlar yok edilmektedir. Askeri hastaneler sivilleştirildi; esas görevleri olan savaşta ve barışta ki hizmet kaliteleri düştü. Haliyle askeri hastaneler kapatılınca harp cerrahisi ve askeri sağlık kurulları da işlevsiz hale gelmiş oldu.

Türkiye’nin ilk tıp fakültesi olarak kurulan İstanbul Tıp Fakültesi yerinden alınarak başka bir yere kampüs olarak taşınma kararı verildi. Bu kurumlarda yetişen kaliteli hekimler akademisyenler ve bilim adamlarının içi kan ağlıyor. Batıda, gavur dediğimiz ülkelerde böyle önemli kurumlar korunur; yapılaşmaları bozulmaz, eskiyen ve yıkılmakta olan bölümler onarılır.

Sayın Cumhurbaşkanımıza danışmanlık yapan yetkililere duyurulur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

three × 3 =